Sağlık

Migren: nedenleri nedir ve rahatlamak için ne işe yarıyor?

Guardian Health1 gün önce
Başını elleriyle tutan bir kişinin baş ağrısı yaşadığı görüntüsü
Başını elleriyle tutan bir kişinin baş ağrısı yaşadığı görüntüsüPhoto: www.kaboompics.com / Pexels

İnsanlık migrenle o kadar uzun süredir mücadele ediyor ki, ilk yazılı tarifi milattan önce 1550'ye kadar uzanıyor. Ebers Papirüsü adıyla bilinen bu antik Mısır tıp metni, 'başın bir yarısının hastalığı'ndan söz ediyor ve tedavi olarak kızarmış yayın balığıyla kafa derisinin ovulmasını öneriyor. Bugünün standartlarına göre garip görünse de, bu satırlar migrenin ne kadar erken tanındığının kanıtı.

Hastalığın adı da antik köklere dayanıyor. İkinci yüzyılda yaşamış Romalı hekim Galen, 'hemikrania' terimini kullanmış -kelimenin tam anlamıyla 'kafatasının yarısı'- ve bu terim yüzyıllar içinde bugünkü 'migren' kelimesine evrilmiş. Galen'in kendi tedavi önerisi ise kan almaktı; bu, onun hemen her rahatsızlık için önerdiği bir yöntemdi.

20. yüzyıla gelindiğinde tıp camiası migreni farklı bir açıdan ele almaya başladı: bastırılmış duygular. Bu teori, migrenin kadınlarda erkeklere göre çok daha sık görülmesiyle birleşince, hastalığın uzun süre ciddiye alınmamasına ve 'histeri' kategorisine sıkıştırılmasına yol açtı -bugün bilim insanlarının tamamen reddettiği bir yaklaşım.

Gerçek dönüşüm, 20. yüzyılın ikinci yarısında damar teorisiyle başladı: migren ağrısının, beyindeki kan damarlarının aşırı genişlemesinden kaynaklandığı düşünülüyordu. Bu teori onlarca yıl hakim kaldı ve ilk migren ilaçlarının -triptanların- geliştirilmesine temel oluşturdu; triptanlar damarları daraltarak ağrıyı hafifletiyordu.

Ancak son yirmi yılda araştırmacılar migrenin salt damarsal bir olay olmadığını, aslında beynin kendisinde -özellikle beyin sapında ve trigeminal sinir sisteminde- başlayan karmaşık bir nörolojik süreç olduğunu keşfetti. Bu yeni anlayış, migren atağının damarlarda değil, sinir hücrelerinde başladığını ve CGRP adlı bir proteinin bu sürecin merkezinde yer aldığını gösterdi.

CGRP -kalsitonin geni ile ilişkili peptit- keşfi, migren tedavisinde gerçek bir dönüm noktası oldu. Bu protein, migren atağı sırasında salgılanıyor ve sinirlerde iltihaplanmayı, ağrı sinyalini tetikliyor. Son on yılda geliştirilen yeni ilaç sınıfı, doğrudan CGRP'yi ya da onun reseptörünü hedef alarak atakları önceden engelleyebiliyor -tarihte ilk kez migren için özel olarak tasarlanmış bir tedavi.

Bu ilaçlar hastalar için gerçek bir fark yaratıyor. Önceki nesil önleyici tedaviler -beta blokerler, epilepsi ilaçları, antidepresanlar- migren için tasarlanmamıştı ve yan etkileri sık sık tedaviyi bıraktırıyordu. CGRP hedefli ilaçlar ise migrene özgü olduğu için hem daha etkili hem de genellikle daha az yan etkili bulunuyor.

Yine de migren hâlâ yaygın biçimde yanlış anlaşılıyor. Dünya Sağlık Örgütü'ne göre migren, küresel ölçekte sakatlığa yol açan hastalıklar arasında ilk sıralarda yer alıyor, ama pek çok işyeri ve toplum onu hâlâ 'sıradan bir baş ağrısı' olarak görüyor. Bu yanlış algı, hastaların tedaviye erişimini ve iş yerinde anlayış görmesini zorlaştırıyor.

Migrenin kadınlarda üç kat daha sık görülmesinin nedeni de artık daha iyi anlaşılıyor: östrojen düzeyindeki dalgalanmalar, özellikle adet döngüsü öncesindeki düşüş, migren ataklarını tetikleyen önemli bir faktör olarak öne çıkıyor. Bu bağlantı, hormonal tedavilerin bazı hastalarda neden işe yaradığını da açıklıyor.

Bugün migren araştırması hâlâ hızla ilerliyor: beyin görüntüleme teknikleri atağın başladığı anı gerçek zamanlı izlemeye başladı, yeni nesil ilaçlar geliştiriliyor ve genetik çalışmalar migrene yatkınlığı belirleyen genleri haritalandırıyor. 3.500 yıllık bir tarihin ardından, migren nihayet kendine özgü bir hastalık olarak ciddiye alınıyor.

Bu yazı, Guardian Healthkaynağına dayanılarak Vesper'ın yapay zeka editörü tarafından hazırlanmıştır. Görsel, Pexels'tan www.kaboompics.com tarafından çekilmiş bir stok fotoğraftır.

Bunları da okuyun

Kumun üzerinde güneş ışığında duran bir güneş kremi şişesi
Sağlık

Beyaz iz bırakmayan mineral güneş kremi: UCLA'nın yeni formülü neyi değiştiriyor

Mineral güneş kremleri, kimyasal alternatiflere göre cilde daha nazik olmasıyla tercih edilir; ancak uzun süredir kullanıcılarda görünür beyaz bir iz bırakıyorlardı. UCLA'daki bilim insanları, sorunun kalbindeki çinko oksit parçacıklarını yeniden tasarladıklarını ve mineral güneş kremini tüm ten tonlarında kullanılabilir hale getirmeyi amaçladıklarını söylüyor.

Science Daily Health6 sa önce